Abdulfettah Ebu Gudde
Çeviren: Enbiya Yıldırım
İnsan Yayınları
2- İslâm Dinine Ve Devletine Düşmanlık
3- Irk, Kabile, Dil, Şehir Ve İmam Taraftarlığı
4- İnsanları Hayra Teşvik Ve Günahlardan Sakındırmak İçin
Kıssa Anlatmak, Vaaz Vermek:
5- Mezhep Ve Kelâmı İhtilaflar:
6- İnsanları Hayra Koşturup Teşvik Etmek Ve Kötülüklerden
Sakındırmak:
7- İdarecilere Yakınlaşmak Ve Dünyevî İsteklere Ulaşmak:
Sünneti Korumak İçin Hadis Âlimlerinin Ortaya Koyduğu
Esasların Mühim Olanları:
2- Târîhu'r Ruvât ve'r Rical (Raviler ve Şahıslar Tarihi)
3- Ravileri Tenkid, Tezkiye Veya Cerh Etme Yönüyle
Haberini Açıklamak
4- Hadisin Metni Ve Mânâsının Tedkîki
7-Mevzu Hadisler, Zayıf Hadisler, Mecruh Raviler Ve Hadis
Uyduranlara Dair Kitapların Telif Edilmesi
Mevzu Hadislerden Nasıl Kurtulabiliriz?
8- Mevzu Hadisi Tanımanın Kaideleri Ve Emareleri
Bismîllahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a
(c.c.) hamd olsun. Salât-u selam emîn peygamber, Rasûl efendimiz Muhammed'e,
âline, ashabına ve kıyamete kadar kendisine hakkıyla tabî olanlara olsun.
İmdi, bu eserde anlatılan konular sınırlı
mevzular olup Lemehât min Târîhi's Sünne ve Ulûmi'l Hadis (Sünnet Tarihi ve
Hadis İlimlerine Bakışlar) admı taşımaktadır. Ben bu mevzuları Cezayir Diyanet İşleri
Bakanlığı'nın 1982 tarihindeki "İslâmî Düşünce" toplantılar serisinin
onaltıncısına katılmak üzere, şahsıma gelen davete icabet etmek suretiyle
yazdım. Bu toplantının konusu "Nebevî Sünnet" idi. Benden konuşmamın
ve bildirimin "Hadis Uydurma Sebepleri ve Neticeleri" konusunda
olması istendi. Ben de daveti hemen kabul ettim ve (hazırladığım) dokümanları
sundum. Daha sonra bunları genişletip güzel ilavelerde bulundum.
Konuyu yazmaya hazırlandığımda, bütünlüğü açısından,
bir giriş bölümü yanında başka yönlerden de izaha muhtaç olduğunu gördüm.
Bunun üzerine sünnet-i mutahharanın Kur'an-ı Kerîm'e göre durumunu ve İslâmî
yasamadaki konumunu, Kur'an'ın açıklayıcısı ve sarihi olan sünnete olan
ihtiyacını kısaca açıklamaya eğildim. Ayrıca sahâbe-i kiramın fazîletine dair
vârid olan nasslara, onların İslâm'da önderlik makamında olduklarına,
Râsûlullah (s.a.v.) efendimiz hakkında yalan söylemekten ve iftira etmekten
berî olduklarına da kısaca temas ettim. Ve Nebî (s.a.v.) hayatındayken yalan
uydurulduğu vehmini uyandıran bir grup zayıf ve çürük rivayetleri ayıklamaya ve
tenkide eğildim. Bu rivayetlerin sakatlığını ve bozukluğunu beyan ettim. Aynı
zamanda isnad ve metin tenkidinin sahabe (r.a.) zamanında ve hicrî birinci asır
ortalarında söz konusu olduğunu ortaya koydum. Bu tedkîkattan hadis uydurma
işinin ortaya çıkışının birinci asrın ilk yansının sonuyla sınırlandırılmasının
mümkün olduğu neticesine vardım. Bu dönemden sonra ise, fitnelerin yayılması ve
bid'at gruplarının türemesiyle iş arttı da arttı. Daha sonra hadis uydurmanın
en önemli sebeplerine temas ettim. Bu sebeplerden yedi tanesini izah edip
açıkladım. Bunu yaparken, hadis uyduranların uydurmalarına karşı sünnet-i mutahhara
hafızlarının ve hadis mütehassıslarının gayretlerini, bazı idarecilerin iftiracılara
engel olup, yalancıları cezalandırmalarını da aktardım. Ardından hadis uydurmanın
neticelerine, mütehassıs muhaddislerin ortaya koydukları ilmî tenkid
metodlannın kaidelerine temas ettim. Onlar bu kaidelerle hadis-i şerifleri
ihata etmişler ve onları iftiracılarla yalancıların oklarından korumuşlardır.
Neticede bu kaidelerden aşağıdaki ilimler ortaya çıkmıştır:
1- İsnad: İsnad, ümmet-i Muhammed'e (s.a.v.) has özelliklerden bir tanesidir. İsnad, rivayet ilimlerinin ardından, dirayet ilimlerinin kabul edilmesinde de bîr asıl olmuştur. Hatta ahmakların, gafillerin haberleri ile mizah ehli ve tufeyli kimselerin anekdotlarının toplandığı eserlerde bile isnad kullanılmıştır. Böylece isnad, kendisine ait mütehassısları, hafızları ve bilginleri olan müstakil bir ilim haline gelmiştir.
2- Târîhu'r Ruvât ve'r Rical (Raviler ve Şahıslar Tarihi): Muhaddisler bu konuda ilmî ve kapsamlı kaideler, ilmî ve üstün prensipler koymuşlardır. Hadis ıstılahları, rical ve cerh-ta'dil kitapları onları içermektedir. Hatta onların tarihî seyriyle ilgili müstakil bazı faydalı risaleler bile yazılmıştır.
3- Ravileri tenkid, tezkiye veya cerh etmek suretiyle hallerini beyan etmek: Mütekaddimûn âlimlerin bu hususta çok üstün bir üslûbu vardı. Sonrakilerin edebi, onlarınkinin yüceliğine ulaşamaz. Yakını, akrabası, dostu veya sevdiği biri olmasına bakmadan, hatır için kayırmadan, çok hayırlı bir hizmeti gerçekleştirmişledir. Bu hususta hassas kaideler koyup o kaideler üzerinde yürümek suretiyle onları hakem tayin etmişlerdir.
4- Hadisin metnini ve mânâsını tedkîk: Daha sahabenin (r.a.) ilk döneminde bile metin tenkidi yapılır, mahfuz (sağlam) olmayan hadis mahfuz olanla karşılaştırılırdı. Mahfuz olana itimad edip dayanılırdı. Rasûlullah (s.a.v.) iftira edilmiş uydurma hadislerin bir kısmı onlar zamanında tesbit edilip ortaya çıkarılmıştır.
5- Cerh-ta'dil ilmi: Bu ilmin meşruluğu kitab ve sünnetin nasslarına dayanmaktadır. Bu çok tehlikeli, nice ayakların kayabileceği zor bir ilimdir. Bundan dolayı, pek az muhaddis ve hafızlardan yüksek seviyede âlim olanlar bu mertebeye yükselebilmişlerdir. Bu âlimler, müslüman olsun gayr-i müslim olsun, bilginlerin beğenisini kazanan ve zirveyi işgal eden kaideler ve kurallar ortaya koymuşladır. Bu ilimde ta'dilde bulunacak, cerh edecek ve cerh edilecek kimselere dair aranan şartları zikredip, bu hususta kabul edilip edilmeyecek hususları beyan etmişlerdir.
6- Ilm-u Mustalahİ'l Hadis (Hadis Usûlü İlmi): Bu ilim sened ve metinle başka bir deyişle ravi ve rivayetle ilgili hadis konuları ve kaideleri toplamıdır. Bunların ortaya konması hicrî birinci asrın ortalarında başlamış, dokuzuncu asrın sonlarında kemâle erip olgunlaşarak pişmiştir. Bu konuda sayılamayacak toplanamayacak kadar eser telif edilmiştir. Usûl ilminin konularına dair müstakil eserleri ilk yazan kimse olarak İmam Ali bin el-Medinî (234/849) kabul edilir. Onun ardından gelenler ona tabî olup eserler yazmışlar, konuları toplayıp tertîb etmişler, açıklayıp bölümlere ayırmışlardır. Onların isimlerini ve sözlerini nakletmek çok uzun sürer...
7- Mevzu hadisler, zayıf raviler, mecruh raviler ve hadis uyduranlarla ilgili eserlerin telif edilmesi: Mütekaddimûn muhaddisler işittikleri andan itibaren tanıtıp öğretmek için yalan hadisleri yazmışlardır. Daha sonraları bunlarla ilgili eserler telif edilmiştir. Bunların tasnif edilmesinde farklı farklı metodlar benimsemişlerdir. Aynı zamanda zayıf, mecruh, hadis uyduran kimselerle ilgili kitaplar da telif etmişlerdir. Bu eserlerde onların terceme-i halleri altında neyle itham edildiklerini, uydurdukları veya hata edip Rasûlullah'a (s.a.v.) isnad ettikleri hadisleri vb. hususları zikretmişlerdir. Muhaddisler tüm bu çalışmaları batıl, asılsız hadisleri def etmek, matlûb olan sahih hadisleri korumak için yapmışlardır. Daha sonra, gerek âlim ve gerekse kendi kendine öğrenen öğrenci metoduyla ve gerekse üniversitelerde kabul edilmiş eğitim metodlarıyla olsun, mevzu hadislerden kurtulmayı sağlayan prensiplere genel hatlarıyla temas ettim. Bilahare âlimlerin mevzu hadisleri tanımada esas aldıkları emarelerin büyük bir kısmını zikrettim. Bunlar onbir emareye vardı. Sonra da ihtisas sahibi zevatın mevzu, haberi tanımak için istifade ettikleri prensiplerin büyükçe bir kısmından bahsettim. Bu konuların sonunda bu emarelerin ve prensiplerin öğrencinin fikrini uyandırmadaki etkisine işaret ettim. Bunlar öğrenciye sahih ve yalan hadisi birbirinden ayırmak hususunda bir meleke kazandırmakta, zihnine makbul ve merdûd hadisleri birbirinden ayırdeden ölçüyü nakşetmektedir Sözü, ilk günden bugüne ve Allah'ın dilediği süreye dek bu kaideleri, kuralları koyan ve bu gayretleri sergileyen âlimlerin gayesinin sünnet-i mutahharayı tahriften, değiştirmekten, yalandan ve iftiradan korumak olduğuyla bitirdim. Zaten durumun böyle olduğunun tasdiki Allah Teâlâ'nın şu âyetidir:"Şüphe yok ki o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz- Ve muhakkak ki onu muhafaza edecek olan da biziz"[1]
Riyad, 1983 Abdulfettah Ebu Gudde[2]
Bismillahirrahmanirrahîm
Müslümanların
kalplerini sünnet ile hidayete açan Allah'a (cc) hamd olsun. Böylece onların
kalpleri sünnete yönelmiş, onu dinleyerek rahatlamışlardır. Salât-u selam
tertemiz ve nurlu dosdoğru yoluna davet eden efendimiz Muhammed'e (sav) olsun.
Kesin delil kopukluğa uğradıktan sonra onunla kâim olmuştur.
Rasûlullah'ın (sav) sözlerini, fiillerini ve hallerini
muhafaza edip bizlere aktaran ashâb-ı kiramdan da Allah (cc) razı olsun. Sünnet
onlar vesilesiyle eksik kalmaktan ve kaybolmaktan korunmuştur.
Hadis-i şerîfleri ahp tebliğ etmiş, dinleyip
dinleterek yüklenen halefin seleften alması suretiyle hiç bozmadan nakleden
tabiînden de Allah(cc) razı olsun. Şüphesiz onlar sağlam imanlarıyla ashaba
hakkıyla tabî olmuş, seçkin, mübarek, emin ve temiz insanlar idiler.
Hadisler böyle devam ede ede, ondört asır sonra
bizlerin eline, temiz, saf, güzel, nurunu ve parlaklığını kaybetmeden ulaşmıştır.
İmdi, ıstılah yönüyle "hadis" şu mânâya gelir: Söz, fiil, takrir,
sıfat, yaratılış ve ahlâk yönüyle Nebî (as)a gerek peygamberlikten önce ve
gerekse peygamberlikten sonra izafe edilen herşeydir. “sünnet”de aynı anlamda
kullanılır. Bu yönüyle hadis’in müradifi olan bir kelimedir. Sünnet İslam’da
teşriin ikinci kaynağıdır. Rasulullah (sav) zamanındaki durum böyleydi.
Allah Teala Kitab-ı
Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat ediniz ve peygambere
de itaat ediniz.”[3]
“Allah’a itaat ediniz; peygambere de itaat ediniz ve
(muhalefetten) sakınınız.”[4]
“Her kim peygambere itaat ederse muhakkak Allah
Teala’ya itaat etmiş olur.”[5]
“Rasul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa
da ondan kaçının ve Allah’tan korkun.”[6]
“Hayır, Rabbin hakkı için! Onlar aralarında çıkan çekişmeli
işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde
bir burukluk duymadan (verdiğin hükme
gönül hoşluğuyla razı olup) tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar.”[7]
el Hakim en Neysaburi
el Müstedrek’te İbn Abbas’tan (ra) rivayet eder:
“Rasulullah (sav) veda
haccında insanlara hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Sizlere iki şey bırakıyorum. Bunlara yapıştığınız
sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın (cc) kitabı ve Nebisinin sünneti.”[8]
İkrime‘nin
hadisleriyle, hükümlerini tamamlar.
İmam Ebu Davud, İmam et-Tirmizi, İmam İbn Mace, İmam ed-Darimi Sünen’lerinde çarşıların kapıları kapatılmıştı. Bununla beraber zikir ve virdlerin faziletleriyle ilgili hadisler uydurmayı şeytan kendisine süslü göstermiştir. Hatta kendisine 'güzel ahlakla ilgili bu anlatıp durduğun hadisler neyin nesidir?' dendiğinde şöyle demiştir: 'Halkın kalplerini yumuşatmak için bunları uydurdum.'[9]
el-Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd'âa onun terceme-i halinde der ki:
"Ebû Dâvûd es-Sicistânî, 'Gulâmu Halil'in Bağ-dâd'ın deccalı olmasından
korkarım' derken, Ahmed bin Kâmil de 'Guîâmu Halîl 275 yılında Bağdâd'da vefat
etti. Tabut Yine el-Hakim, Ebu Hureyre’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Rasulullah(sav)şöyle buyurdular:Size iki şey bırakıyorum.Onlardan sonra
sapıtmazsınız:Allah’ın,(cc) kitabı ve benim sünnetim. “Sünnet ve Kitab ayrılmaz
ikilidirler.Şeriat ancak ikisi olursa tamam olur.Sünnet,Kitab’ı açıklayıcı ve
şerh edicidir.Onun manalarını açıklar,müphem yerlerini tefsir eder.Kitab
karşısında onun şerhi mesabesindedir.Onun gayelerini delil tafsil ederrivayet
etmişlerdir.Ebu Davud dışındakilerin lafzı şöyledir: “el-Mikdam bin Ma’dikerib’ten(ra);Rasulullah
(sav) şöyle buyurdular:Dikkat edin !Koltuğuna yaslanmış
[10]
olarak kendisine benden bir hadis gelen kimse şöyle diyecek midir? ‘Bizimle sizin aranızda Allah ‘ın (cc)
kitabı var.Onda helal olarak bulduğumuzu helal sayar,haram olarak bulduğumuzu
da haram sayarız. ‘Muhakkak ki
Rasulullah ‘ın(sav) haram kıldığı da Allah ‘ın(cc) haram kıldığı gibidir
[11] Ebu
Davud’un lafzı şöyledir "el-Mikdâm bin Ma'dîke-rib'tente];
Rasûlullah(sav)şöyle buyurdular: Dikkat edin! Bana Kur'an ve onunla beraber bir
misli verildi. Dikkat edin! Karnı tok kişinin koltuğuna oturup yşöyle demesi yakındır:
'Size sadece Kur'an yeter. Onda helal olarak bulduğunuzu helal sayın. Haram
olarak bulduğunuzu da haram* kılın.
[12]
Dikkat edin! Ehlî eşek, yırtıcı tırnaklı tüm hayvanlar ve pençeli tüm kuşların
etleri ile zimmîlerin yitik mallan sizlere helal değildir. Ancak sahibi
bıraktıysa müstesna. Her kim bir topluluğa misafir olursa, onu
ağırlamaları/doyurmaları gerekir. Eğer onu doyurmazlarsa hakkı kadar onları
cezalandırabilir (o kadarını alabilir)."[13] Yine
Ebû Dâvûd, et-Tirmizî ve Ibn Mâce Sunen'lerinde rivayet etmişlerdir. Lafız Ebû
Davud'a aittir. "Ebû Râfi'den; Ra-sûlullahfsavl şöyle buyurdular:
"Sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, kendisine emrettiğim veya
nehyettiğim bir haber geldiğinde, 'Bunu bilmiyoruz. Biz Kur'an'da bulduğumuza
tabî oluruz' derken bulmayayım."[14]
Hafız
es-Suyûtî, Miftâhu'l Cenne fi'l îhticâc bi's Sünne adlı kitabında şöyle der:
1- Ehlî eşek etinin haram olduğu. Yabanî eşeğin (zebranın) eti ise helaldir.
2- Aslan ve kurt gibi vahşi yırtıcı hayvanlar cinsinden olan tırnaklı hayvanların etlerinin haram olduğu.
3- Kendileriyle avlanılan şahin, doğan gibi pençeli hayvanların etlerinin haram olduğu. Çünkü bunlar habis hayvanlardandır.
4- Zimmîlerin yitik mallarmmın haram olduğu.
5- Misafiri yedirip ikram etmenin gerekli olduğu. Bu o zamanlar badiyede yaşayan insanların hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olan Önemli genel âdetlerden bir tanesidir.
6-Hadîs-i şerif aynı zamanda Nebî'yetsav] ait apaçık bir mucizeyi ihtiva etmektedir. O da bizden önce ve bugünlerde meydana gelen şu dunımu haber vermesidir: Dinden çıkıp onu terk ederek sünnetle amel etmeyi, onu delil olarak kabul etmeyi inkar edenlerin olacağı.
7-Nebî'^ bu hadis-i şeriflerinde hadisten yüz çevirmenin caiz,olmadığını (...) beyan etmektedir. Çünkü hadisten yüz çeviren Kur'an'dan yüz çevirmektedir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Rasül size neyi verdiyse onu alın, size neyi ya-sakladıysa da ondan kaçının." Haşr, 59/7.
8-Yine NebîM bu hadislerinde,- Kur'an'da zikredümeyip te Rasûlullah'mf53"] haram kıldıklarının Allah'ın^ haram kıldıkları gibi olduğunu açıklamıştır.
9-Rasulullah’ın(sav)
helal olanları anmayıp sadece haram kıldıklarına değinmesine gelince; bunda
bir nassın ayırdıkları hariç eşyada aslolanın mübah olduğuna işaret
vardır."el-Beyhakî, el-Medhalu'ş Sağır diye bilinen el-Medhal ilâ
Delâili'n Nübüvve adlı eserinde şöyle der: Hadisin Kur'an'a arz edilmesi
hadisine gelince, sahîh değildir, batıldır. Batıl olduğu, hadisin kendisinden
ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Kur'an'da, sünnetin Kur'an'a arz edilmesine dair bir
âyet yoktur."Yine el-Beyhakî ei-Medhalu'l Kebîr diye bilinen el-Medhal
ile’s Sünen adlı eserinde de şöyle der: Hadisleri reddeden bir takım kimselerin
delil olarak getirdikleri, sünnetin Kur'an'a arz edilmesine dair haberlerin
batıl oluşu babı: İmam eş-Şafiî şöylie demiştir:Rasûlullah'tan(sav) gelen bazı
hadisleri reddeden bir kimse bana şu hadisi delil olarak gösterdi: 'Benden size
gelen haberi Kur'an'a arz edin. Ona uyuyorsa, onu ben demişimdir. Uymuyorsa
onu.ben dememişimdir."O kimseye şöyle dedim:Az çok rivayeti sahîh olan
hiçbir kimse bunu rivayet etmemiştir. Bu meçhul bir kimseden gelen munkatı'
(senedi kopuk) bir rivayettir. Biz ise böyle rivayetleri her hangi bir konuda
delil olarak kabul etmeyiz.
el-Beyhakî de şöyle der:
İmam eş-Şâfiî de bu sözüyle Hâlid bin Ebî Kerîme'nin
Ebû Cafer
[15] tarikiyle
Rasûlulltah'tan(sav) rivayet ettiği hadisi kasdetmiştir. Hadis şöyledir:
Bu hususla ilgili nasslar ve açıklamalarıyla
ilgili daha fazla bigi istiyorsanız,
Aliyyu'l Kârî'nin Mirhâtu'İ Mefâtîh Şerhu Mişkati’l Mesâbih’ıne bakınız.
1/193-8. Bâbu'l i'tisâm bi'l Kitab ve's Sünni'nin ikinci bölümü.
Rasulullah(sav) yahudileri çağırır ve onlara sorular
sorar. Onlar da anlatırlar. Bu arada Isa(as) iftirada bulunurlar. Bunun üzerine
Rasûlullah(sav) minbere çıkar ve insanlara hutbe îrad eder: "Benden sonra
hadisler yayılacaktır. Size Kur'an'a muvafık oiarak.gelen hadisler bendendir
Kur'an'a muhalif olarak gelenler ise bana ait değildir."el-Beyhakî de der
ki:"Bu hadis tamamı zayıf olan başka tariklerle de rivayet edilmiştir."[16]
es-Suyûtî daha sonra el-Beyhakî'den naklederek,
bu hadis ve bununla aynı mânâdaki hadislerin tarîk ve rivayetlerini zikreder
ve el-Beyhakî'den bu hadislerin illetlerini, çarpıklıklarını, zayıflıklarını
ve sıhhatten düştüklerini aktarır. el-Kâmûsu'l
Muhît yazarı Şeyh, Muhaddis el-Fîrûzâbâdî Sif-ru's Seâde kitabının sonunda,
şöyle der: "Benden gelen bir.hadis
duyduğunmda onu Allah'ın kitabına arz edin. Eğer ona muvafıksa kabul edin.
Muvafık değilse reddedin' şeklinde nakledilen sahih ve sabit olmuş bir rivayet
yoktur. Bu, mevzu hadislerin en kötülerindendir. Bilakis bu
hadisin hilafına olan bir hadîs, sahihtir: Dikkat
edin! Bana Kur'an ve onunla beraber bir misli verildi."[17]
Mağrib hafızı Ebû Ömer bin Abdülber en-Nemerî
el-Endelûsî, Câmiu Beyâni'l Îlm ve Fadlih kitabında senediyle beraber büyük
sahâbî İmrân bin Husayn'dantel şunu nakleder: Bir adam kendisine gelip bir sual sorar. O da ona cevap olarak bir hadis
nakleder. Bunun üzerine adam, 'Bize Kur'an'dan anlatın. Başka şeyden
anlatmayın' der. tmrân bin Husayn(ra)' da ona şöyle der:
'Sen ahmağın birisin! Allah'ın(cc) kitabında öğle
namazının (farzının) dört rekat olduğunu ve kıraatin cehrî yapılmayacağını
bulabiliyor musun îmrân daha sonra ona
diğer namazları ve zekatı bu şekilde sıralar ve şöyle der: 'Bunları Kur'an'da
açıklanmış halde bulabiliyor musun? Bunları Allah'ın kitabı açıklamamıştır,
sünnet açıklamıştır.'[18]
el-Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî îlmi'r
Rivâye'de bu haberi daha geniş rivayet etmiştir, ibaresi şöyledir:
Imrân bin Husayn(ra) arkadaşlarıyla beraber
oturuyorken, oradaki topluluktan birisi 'Bize sadece Kur'an'dan anlatın' der.
Ona 'yaklaşıver' der. O da yanaşır. Sonra ona şöyle der:
"Bir düşün! Sen ve arkadaşların Kur'an'la başbaşa
bırakılsa-nız, öğle namazının (farzının) dört, ikindinin dört, akşamın üç rekat
olacağını ve ilk iki rekatta kıraat yapılacağını onda bulabilir miydiniz? Bir
düşün! Sen ve arkadaşların Kur'an'la başbaga bırakılsanız, tavafın yedi kere
yapılacağını, Safa ile Merve arasındaki sâ'yı onda bulabilir miydiniz?"
Imrân sonra şöyle seslenir:
"Ey
cemaat! Bizden (hadisleri) alın (öğrenin). Vallahi eğer böyle yapmazsanız
sapıtacaksınız!"[19]
el-Hatib daha sonra başka bir tarikle şunu rivayet eder: Bir adam îmrân bin Husayn'a "Kur'an'ı bir tarafa bırakıp bizlere rivayet ededurduğunuz bu hadisler neyin nesidir?" diye sorar. îmrân ona şöyle der:Bir düşün! Sen ve arkadaşların sadece Kur'an'ı kabul etmiş olsanız, öğle ve ikindinin rekatlarının şu kadar olduğunu, vakitlerinin şu zaman diliminde olduğunu, keza akşam namazının rekatlarını ve vaktini, Arafat'ta vakfede durmayı, cemre taşlarının şu kadar atılacağını, elin nereden kesileceğini nasıl öğrenecektiniz? Elini bileğine, sonra dirseğine sonra da omuzuna koyarak 'buradan mı, buradan mı yoksa buradan mı kesilecek?' diye sordu ve ekledi: "Sizlere aktardığımız hadislere tabî olun, yoksa sapıtırsınız." Hafız es-Suyûtî Miftâhu'l Cenne fi'l İhticâc bi's Sünne kitabında der ki: "el-Beyhakî, el-Medhalu's Sağır diye bilinen el-Medhal ilâ Delâili'n Nübüvve adlı eserinde Habîb bin Ebî Fadâle el-Mâli-kî'den senediyle beraber rivayet eder: İmrân bin Husayn(ra) şefaat hadisini zikreder. Oradaki topluluktan bir tanesi: "-Ey Ebû Nuceyd! Siz bizlere hadisler anlatıyorsunuz, fakat biz bunlarla İlgili Kur'an'da bîr asıl bulamıyoruz", deyince îmrân kızar ve adama şöyle der:-Sen Kur'an'ı okudun mu? Evet. Peki Kur'an'ın hiçbir yerinde yatsı namazının (farzının) dört, akşamınkinin üç, sabahınkinin iki, öğleyle ikındininkinin de dört rekat olduğuna rastladın mı? Hayır.Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasûlullah'tan(sav) öğrenmedik mi? Keza Kur'an'da "Eski evi (Kabe'yi) tavaf etsinler" [20] âyetini okumadınız mı? Peki orada, Kabe'yi yedi defa tavaf edin, Makamın arkasında iki rekat namaz kılın, diye bir ifadeye rastladınız mı? Aynı şekilde Allah Rasûlünü(sav) bir hadislerinde buyurduğu şu hususları Kur'an'da bulabildiniz mi? 'Zekat toplayıcısının bir yerde konaklayıp elemanlarının gidip zekatları toplayıp ona getirmeleri, zekatını verecek olanların mallarını zekat tahsildarının ayağına kadar getirmeleri, birbirlerine kız kardeşlerini vererek kişilerin mehirsiz evlenmesi (şiğâr) îslâm'da yoktur.' [21] Peki Allah Teâlâ'nın kitabında şöyle buyurduğunu duymadınız mı? 'Rasûl size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının. [22] İmrân, daha sonra şöyle der:
-Bizim Rasûlullah'tan(sav) öğrendiğimiz fakat sizin bilmediğiniz başka şeyler de var." Yine el-Beyhakî, el Medhalu'l Kebîr diye bilinen el-Medhal ile's Sunen'de, keza el-Hâkim de [23]el-Hasanu'l Basrî'den şöyle dediğini rivayet ederler: "îmrân bin Husayn, peygamberimiz Muhammed(sav)in sünnetinden anlatırken, [24] birisi: -Ey Ebû Nuceyd! Sen bize Kur'an'dan anlatıver, der. İmrân ona şöyle cevap verir: -Sen ve arkadaşların Kur'an okuyorsunuz. Hadi bana namazı, namazda neler okunacağını ve kaç rekat olduğunu anlat bakayım? Altının, devenin, sığırın, çeşitli malların zekat miktarlarını söyle hele! Fakat ben bunların miktarlarını Rasûlullahtan(sav) dinledim, fakat sen o zaman yoktun. (Dolayısıyla Kur'an'a bakarak bilemezsin.)" İmrân daha sonra sözüne şöyle devam eder: -Rasûlullah(sav) şu malda şu kadar zekatı farz kılmıştır, der (ve zekat miktarlarını sıralar). O zat da:
-Beni ihya ettin. Allah da(cc) seni ihya etsin, diye dua eder. Bunu rivayet eden el-Hasan der ki: -Bu zat (kendisini fıkıhta öyle yetiştirdi ki) müslümanların fakihlerinden biri oldu ve bu" hal üzere vefat etti." Yine el-Beyhakî,ismi geçen eserinde Umeyye bin Abdullah bin Hâlid'den rivayet eder. Bu zat Abdullah bin Ömer'e sorar: "-Kur'an-ı Kerîm'de ikamette (yolculuğa çıkılmadığında) ve korku halinde namazın nasıl kılınacağını buluyoruz. Fakat seferdeyken nasıl kılınacağını bulamıyoruz" İbnu Ömer ona şöyle cevap verir: -Kardeşcağızımın oğlu! Allah(cc) bizlere hiçbir şey bilmiyorken Hz. Muhammed'i(sav) gönderdi. Bizler Hz. Muhammed'i(sav) nasıl yapıyor gördüysek öyle yapıyoruz." [25] Yine el-Beyhakî, senediyle beraber Eyyûb es-Sehtiyânî'den şöyle dediğini rivayet eder: "Bir kişiye birisi bir sünneti rivayet ettiğinde 'Bunu bırak, sen bize Kur'an'dan haber ver', Diğer bir rivayette sen bize Kur'an'dan cevap ver derse, bil ki o sapıktır." el-Evzâî de der ki:"Bunun sebebi sünnetin Kur'an üzerinde hüküm koyucu (yani onu açıklayıcı,tefsir edici) olarak gelmesindendir." el-Beyhakî yine Eyyûb es-Sehtiyânî'den şöyle dediğini rivayet eder: Bir şahıs, (tabiînin büyüklerinden olan) Mutarrif bin Abdillah'ın yanında 'Bize sadece Kur'an'da olanlardan bahsedin deyince, ona şöyle seslenir: Vallahi biz Kur'an'ın yerine birşey koymak arzusunda değiliz. Bilakis hadisleri anlatmaktaki gayemiz, Kur'an'ı bizden daha iyi bilen(in hadislerini) anlatmaktır. [26] Ebû Ömer bin Abdilber, bu tür rivayetleri aktardıktan sonra şöyle der: "el-Evzâî şöyle demiştir: '(Açıklanmaya ihtiyacı olduğundan) Kitab'ın sünnete olan ihtiyacı, sünnetin Kitab'a olan ihtiyacından fazladır.' îbn Abdilber de (kendisini kastediyor) der ki: Sünnetin Kur'an üzerinde hüküm koyucu olduğunu (yani onu tafsîl edip) ne murad ettiğini açıklar demek istiyor. İsa bin Yûnus, el-Evzâî vasıtasıyla Mekhûlden şöyle dediğini rivayet eder: "(Açıklanmaya ihtiyacı olduğundan) Kitab'ın sünnete olan ihtiyacı, sünnetin Kitab'a olan ihtiyacından fazladır." Yine aynı senedle el-Evzâî'den şöyle demiştir: "Yahya bin Ebî Kesîr şöyle demiştir: Sünnet Kitab üzerinde hüküm koyucudur, Kitab ise sünnet üzerinde hüküm koyucu değildir." [27] Sünnet, Kitab'a göre küllün cüzü mesabesindedir. Allah Teâlâ Kitab'ı koruyacağını üzerine almıştır:"Oda zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz ve onun koruyucusu da elbette biziz." [28] Hiç şüphe yok ki, sünnetin korunması Kitab'ın korunması cümlesindendir. O da Allah'ın(cc) korumasıyla himaye altındadır. Allah Teâlâ Rasûlüne(sav) güvenilir bir sahabe topluluğu ve seçkin âlimler cemaati nasib etmiştir. Bunlar Rasûlullahı'n(sav) davetine icabet etmişler, bedenlerini, canlarını, mallarını, çocuklarını, şehirlerini, yurtlarını O'nun yolunda feda etmişlerdir. Allah Rasûlünün(sav) sevgisi onların kalpleri ve gönülleriyle mezcolmuştu. Onun hizmetinde ve yardımında canlarını ve kıymetli varlıklarını feda ettiler. Sünnetlerini ve hadislerini ezberleyip korudular, aslı gibi muhafaza edip bellediler. Nasıl bel-ledilerse aynen aktardılar. Zira Rasûlullah'ın(sav) şu. nidası ve duası sabah, akşam kulaklarında çınlamaktaydı: "Bizden bir hadîs işitip ezberleyerek onu başkasına aktaranın Allah(cc) yüzünü ağartsın. Çünkü nice bilgi sahibi kimseler bu bilgileri kendilerinden daha bilgili olana aktarır. Nice bilgi sahibi de âlim değildir."[29] "Bizden işittiği hadisi işittiği gibi aynen rivayet edenin Allah(cc) yüzünü ağartsın. Kendisine aktarılan nice kimseler dinleyenden daha iyi beller."[30] Allah(cc) onlardan razı olsun, hadisleri O'ndan dinleyip başkalarına aktarma edebini tam hakkıyla yerine getirdiler. Öyle ki, büyük küçük işittikleri sözlerini, hareketlerini, duruşlarını, bakışlarını ve tebessümlerini velhasıl Rasûlullah'lah (sav) ilgili herşeyi naklettiler. Öyle ki, onlardan bir hadis işittiğinde sanki Rasûlullah'tan(sav) bir hadis İşitiyor gibi olursun.işte bu şekilde hiçbir şey zayi olmadı. Allah Teâlâ bu hayırlı ashabı Nebîsine arkadaşlık için seçmiş, emaneti yüklensinler ve risâletî tebliğ etsinler diye kulları arasından tercih etmiştir. Onlar da Allah Teâla’nın dilediği, gibi olmuşlardır Nitekim Kitab-ı Kerîm’de onlara şöyle hitab etmiştir "Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz."[31] Ahmed bin Hanbel Müsned’ inde büyük sahâbî, seçkin İnsan Abdullah bin Mes'ûd'un(ra)' şöyle dediğini rivayet eder: "Allah Teâlâ kullarının kalplerine nazar etti. Muhammed'in(sav) kalbini tüm kullarının kalplerinin en hayırlısı olarak buldu. Onu kendisi için seçti ve risaletle görevlendirdi. Hz. Muhammed’in'(sav) kalbinden sonra kulların kalplerine tekrar nazar etti. Ashabının kalplerini kulların kalpleri içinde en hayırlı kalpler olarak buldu. Onları da Nebîsinin(as) vezirleri kıldı. İşte onlar Allah'ın(cc) dini için savaşırlar.[32] Efendimiz Abdullah bin Mes’ud temiz kullar olan sahabe hakkında şunu da söyler: "Onlar Rasulııllah'ın(sav) ashabıdır. En temiz kalp, en derin ilim onlardaydı. İşi zora koşmazlarda hidayet üzere sapasağlam durmuşlardı. Yaşayış olarak da en örnek insanlardı. Onlar bu yönleriyle ümmetin en faziletlileriydiler. Onlar Allah’ın Nebîsi’ne[sav] arkadaşlık ve dini ayakta tutmak İçin seçtiği topluluktu. Bu insanların üstünlüğünü kabul edin, izlerinden gidip yollarına tâbi olun. Gücünüz yettiği kadar onların ahlakını ve yaşamlarını tatbike çalışın. Çünkü onlar doğru yol üzere idiler."[33] Hadisler Rasûlullah(sav) zamanında değiştirilmekten, tebdilden, hariçten birşeyleri içine katmaktan ve yalandan korunup himaye edilmişti. Allah Teâlâ'nın lütfuyla her hangi şüpheli birşey ona karışmadı, hadisler İçinde Rasûlullah(sav) adına yalan ve uydurma söz konusu olmadı. Allah'a(cc) hamd olsun ki sahabeden hiçbir kimsenin Rasûlullah’a(sav) demediği birşeyi nisbet ettiği bilinmemektedir. Allah(cc) onları bundan muhafaza etmiş, şu âyet-İ celîlesiyle onları tam anlamıyla tezkiye etmiştir"(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen muhacirler ve ensar ile bunlara güzelce tâbi olanlar... Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır."[34] Allah Teâlâ onları yalan isnad etmekten ve iftiradan berî kılmış, İslâm'a önce girmelerini, hicrete katılmalarını, Rasûlullah'a yardımcı olmalarını belirterek kendilerinden razı olduğunu beyan etmiş ve övmüştür. Onlar için şu tezkiyeden daha yüksek bir tezkiye olamaz ki: "Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır." Onların dereceleri o kadar yükselmiştir ki, Allah'la(cc) karşılıklı olarak birbirlerinden razı olma makamına erişmişlerdir. Büyük âlim ez-Zübeyr bin Bekkâr el-Kureşî ez-Zübeyrî, en-Neseb adlı kitabında şöyle demiştir: "Amcam Mus'ab babası Abdullah bin Mus'ab'ın şöyle dediğini bana nakletti: (Halife) el-Mehdî bana sordu: 'Sahabeyi tahkir eden kimse hakkında ne dersin?' Ona dedim ki: 'Bunu yapanlar zındıklardır. Çünkü, onlar Rasûlullah'ın(sav) bir eksiğini söylemeye muktedir olamadıklarından dolayı ashabını tahkîr ettiler. Böyle yapmakla onlar şunu demek istiyor gibiydiler: O(sav) kötü arkadaşlarla dostluk yapan birisiydi."[35] el-Hafız el-Hatîb, Târîh-u Bağdâd'da ez-Zübeyr bin Ebîbekr'den [36] senediyle beraber şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Amcam Mus'ab bin Abdillah'tan dinledim: Ebü Abdillah bin Mus'ab bana şunu anlattı: Emîru'l Mü'minîn el-Mehdî bana şöyle sordu: 'Ey Ebûbekr! Rasûlullah'ın(sav) ashabını tahkîr eden kimse hakkında ne dersin?' Ona dedim ki: 'Bunu yapanlar zındıklardır.' Buna şaşırıp, 'Senden önce böyle diyeni duymadım' dedi. Ona dedim ki: Onlar Rasûlullah'a(sav) bir eksiklik nisbet etmek istediler. Fakat bu hususta kendilerine tabî olan bir topluluk bulamadılar. Bunun üzerine ötekilerin çocukları yanında berikileri, berikilerin çocukları yanında da ötekileri tahkire başladılar. Böyle yaparak şunu demek istiyordular: 'Rasûlullah(sav) kötü arkadaşlarla dostluk yapıyordu. Bir insan için kötü arkadaşları olmasından daha kötü ne olabilir?' Bunun üzerine el-Mehdî, 'Sana katılıyorum' dedi."[37] el-Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî İlm’r Rivâye adlı eserinde, Allah ve rasûlünden sahabenin adaleti hakkında gelenler babının sonunda İmam Hafız Ebû Zur'a er-Râzî'nin şu sözünü nakleder: "Rasûlullah'in(sav) ashabından herhangi bîrini tahkîr eden bir kişi görürsen, bil ki o zındıktır. Sebebi de şudur: Rasulullah(sav) bizim yanımızda hak peygamberdir. Kur'an da hak, Rasûlullah'ın(sav) getirdikleri de haktır. Kur'an'ı ve sünnetleri bizlere aktaranlar Rasûlullah'ın(sav) ashabıdır. Onlar Kitab ve sünneti iptal etmek için, ashabı tahkîr etmekle şahidlerimizi cerh etmek istiyorlar. Halbuki, cerh edilmeye onlar daha layıktır. Böyle yapanlar zındıklardır."[38] İmam Gazâlî de(rh) el-Mustasfâ min İlmi'l Usûl adlı kitabının sünnet bahislerinde, sahabenin(ra) adaletine dair olan dördüncü bölümde şöyle der: "Ümmetin selefinin ve halefinin tamamının kabul ettiği şudur: Ashabın adaleti Allah Teâlâ'nın onların adil olduklarını belirtmesi ve övmesiyle malumdur. Bizim onlar hakkındaki itikadımız budur. Ancak kesin yolla onlardan birisinin bilerek kendisini fıska götürecek bir iş yaptığı sabit olursa o müstesna. Fakat böyle birşey sabit olmamıştır. Bu durumda onların adil olduğunu ispata bile gerek yoktur. Allah Teâlâ da şöyle buyurmaktadır: 'Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz.'[39] Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: 'Böylece sîzi seçkin ve şerefli bir ümmet kıldık kî bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hak şahidleri olasınız. [40] Bu o dönemde yaşayanlara bir hitabtır. Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Hakikaten Allah ağacın altında sana bey'at etmekte oldukları vakit, o müminlerden razı olmuştur. [41] Yine Allah Teâlâ '(islâm dinine girme hususunda) öne geçen muhacirler ve ensar [42] buyuruyor. Allah Teâlâ muhacirleri ve ensarı (böyle) birkaç yerde zikretmiş ve övmüştür. Rasûlullah da(sav) şöyle buyurmuştur: 'Dönemlerin en hayırlısı benim dönemim, sonra onların peşinden gelenlerdir.[43] Yine Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biriniz yer dolusu akın infak etse, onlardan (ashabtan) birinin infak ettiği bir müd veya yarım müd sevabına ulaşamaz.'[44]
Yine Rasûlullah(sav) şöyle buyurmuşlardır: 'Allah Teâlâ bana ashâb, hısımlar ve ensâr seçip ayırdı. [45] Noksanlıklardan münezzeh olan Allârnu'l guyûb'un ve Rasûlünün(sav) adil kabul etmesinden daha sağlam, daha tezkiye olmuş ne olabilir ki? Hatta onlar (âyetler ve hadislerde) Övülmeseydi bile, Rasûlullah(sav) sevgisi, O'na yardım etme uğrunda '"hicret, cihad, canlarını vermeleri, mallarını harcamaları, babalarının ve ailelerinin katledilmesiyle ilgili şöhret bulan ve tevatür derecesine ulaşan haberler adil olduklarına dair kesin hüküm vermek için yeterli olurdu.[46] İmam Ebû Muhammed bin Hazm ez-Zâhirî(rh) el-îhkâm fî Usüli’l Ahkâm eserinde fakih sahâbîlerin isimleri babında şöyle der.[47] "Sahabeye(ra) gelince, bir an bile. olsa Nebî(as) ile oturan, bir kelime veya daha fazlasını ondan işiten veya onun yaptığı bir işi görüp belleyen herkes sahabıdır. [48] Münafıklıkları ayrılmaz parçaları olan ve bu halleri ile şöhret bulan, bu şekilde ölenler ise buna dahil değildir.
Sahabenin tamamı adil, imam, faziletli ve makbul insanlardır. Yüceltip tazim etmek, sevmek ve onlar için mağfiret dilemek üzerimize farzdır.[49] Onların tasadduk ettiği bir hurma bizlerin sahip olduğu tüm dünyalığı infak etmesinden daha üstündür. Onlardan birinin Nebî(as) ile beraber bir kere oturması, bizden birinin kıyamete kadar yapacağı ibâdetinden daha üstündür. Bizden birine ahîrete dek süren uzun bir ömür verilse ve insan bu süreyi sürekli ibadette geçirse, Rasûlullah(sav) ile beraber bir an veya daha fazla beraber bulunan sahabinin amelinin seviyesine ulaşamaz.[50] Rasûlullah(sav) şöyle buyurdular: "Ashabımı bana bırakın. Sizden birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve bunu Allah yolunda İnfak etse, onlardan birinin bir müd veya yarım müdlük infakının sevabına ulaşamaz."[51]
îmam İbn Teymiyye er –Reddu ale’l Ehnai adlı eserinde şöyle der:"Nebî(sav)'in ashabı dini en çok bilen ve Rasûlullah'a(sav) en çok itaat eden İnsanlar idi. Sonrakilerde ortaya çıkan bid'atler onlar zamanında yoktu. Rasûlullah'a(sav) bilerek yalan isnad eden bir sahâbî bilinmemektedir. Her ne kadar içlerinde günahları olanlar olsa da, Nebilerine bilerek yalan isnad etmek Allah'ın(cc) onları koruyup muhafaza ettiği hususlardandır."[52] llah(cc) onlardan razı olsun. Ashâb-ı kiram, emaneti yüklenip Şeriatı insanlara tebliğ İçin Allah(cc) tarafından layık görülen ve seçilen insanlardır. Onların hiçbirinde Rasûlullah'a(sav) yalan İsnad etme veya mâl etme hadisesi olmamıştır. ralarında yayılıp, dağılmış ve tevatür derecesine varmış olan şu hadis varken böyle birşey nasıl olsun ki! Kim bilerek benim adıma yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.[53] es-Suyûtî şöyle demiştir: "Bu hadisi yüzden fazla sahâbî rivayet etmiştir."[54] İbnu Adiyy'in el-Kâmil'inde rivayet ettiği, ondan da İbnu'l Cevzî'nin el-Mevzûât kitabının mukaddimesinde[55] zikredip, "kim bilerek benim adıma yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın" hadisinin söylenmesine sebep olarak gösterdiği hadise gelince, bu münker bîr rivayettir. Ona iltifat edilmez, güvenilmez. Bu hadisin iki rivayetinden birisinin ibaresi şöyledir: Ali bin el-Müshîr, Salih bin Hayyân, İbn Bureyde tarikiyle Ibn Bureyde'nin babasından nakleder. Babası şöyle demiştir: "Benû Leys kabilesinden bir mahalle Medine'ye İki mil uzaklıktaydı. Bir adam cahiliyye döneminde onlardan bir kız istemiş, onlar ise kızı vermemişlerdi. İşte bu zat üzerinde güzel bir elbise ile bunlara tekrar geldi ve dedi ki: Bu elbiseyi bana Rasûlullah(sav) giydirdi ve mâllarınız ve canlarınız hususunda hüküm vermemi (kadılık yapmamı) emretti." Daha sonra da sevdiği kadının evine gitti. Bunun üzerine mahalleliler Rasûlullah’a(sav) haber salıp durumu sordurdular. Rasûlullah ise (sav) şöyle buyurdu: "Allah'ın(cc) düşmanı yalan söylemiş!" Rasûlullah(sav) daha sonra bir adam gönderip, şunu emretti: "Sağ bulursan -ki sağ bulacağını sanmıyorum- boynunu vur, ölü bulursan da cesedini yak." Ravi diyor ki: Rasûlullah'ın(sav) gönderdiği adam geldiğinde onu bir engerek yılanı tarafından sokulup ölmüş olarak buldu. Bunun üzerine cesedini ateşte yaktı. Ravi diyor ki: Rasûlullah'ın(sav) "Kim bilerek benim adıma yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın" hadisinin söyleniş sebebi budur. Bu hadis münkerdir, hiçbir şekilde sahih değildir. Senedinde Salih bin Hayyân el-Kureşî el-Kûfî vardır. Tehzîbu't Tehzib’teki terceme-i halinde [56] göreceğin gibi münekkid hadisçilerin tamamı zayıf olduğunu belirtmiş ve cerh etmişlerdir. Yahya bin Maîn "zayıftır", en-Nesâî "sika değildir" demiş, el-Harbî de "hadisleri münkerdir" diye belirtmiştir. el-Buhârî de onun hakkında "güvenilirliği tartışılır" demiştir. el-Leknevi’nin er-Ref’ve’t Tekmil’de belirttiği gibi [57] ,el-Buhârî bu ifadeyi ravilerin yalanla itham edilmiş, çok zayıf oldukları mânâsında kullanmıştır. İbnu Adiy de "Rivayet ettiği hadislerin tamamı kendisinden sağlam olan ravilerin rivayetlerine aykırıdır", ed-Dâre kutnî de "sağlam değildir" derken, İbnu Hibbân da "sika kimselerden sika kimselerin hadislerine benzemeyen rivayetlerde bulunuyor" demiştir. Hafız ez-Zehebî de Mîzânu'l î'tidâl'de onun terceme-i halini vermiş, rivayet ettiği münker hadislerden biri olarak bu hadisi zikretmiş, peşinden de şöyle demiştir; "Bunu sadece Haccâc bin eş-Şâir Zekeriyyâ bin Adiy'den ve yine sadece Zekeriyyâ Salih'ten rivayet etmiştir. Suveyd de hadisin son kısmının bir parçasını Ali'den rivayet etmiştir. Hadisin tamamını es-Sârimu'l Meslûl müellifi [58] el-Beğavî, Yahya el-Himmânî, Ali bin Müshir tarikiyle rivayet etmiş ve sahihtir demiştir. Oysa hiçbir tariki sahih değildir."[59] el-Heysemî'nin Mecmeu'z Zevâid'de et-Taberânî el-Mucemu'l Kebir'de rivayet etmiştir dediği şu hadis de böyledir: Abdullah bin Muhammed bin el-Hanefiyye... diye devam ediyor, sonunda şu İfade vardır: "... Rasûlullah(sav) kızdı ve ensârdan bir adamı gönderdi. Ona dedi ki: 'Git onu öldür, cesedini de ateşte yak.' O da geldi, baktı ki adam ölmüş ve defnedilmiş. Oradakilere emretti, kabir kazılıp cesedi çıkarıldı ve onu ateşte yaktı. Sonra Rasûlullah(sav) şöyle buyurdu: "Kim bilerek, benim adıma yalan uydurursa..."